Elektro bas gitar 1951’de ortaya çıktı. Leo Fender’ın Precision Bass adını verdiği çalgı, kontrbasın taşınma güçlüğüne ve büyük salonlarda duyulmama sorununa bir cevaptı. Ad da buradan gelir: perdeler, sesin yerini tahminle değil kesin olarak buluyordu.
Değişim yalnız kolaylık değildi. Kontrbas çalan bir müzisyen sesi kulağıyla arar; perdeli bir sapta ise ses zaten oradadır. Bu, bası çalabilen insan sayısını hızla artırdı ve gitaristlerin çalgıya geçmesini kolaylaştırdı.
Tonu belirleyen ikinci etken manyetiktir. Telin titreşimi tahta gövdenin akustiğiyle değil bir bobinle sese çevrilir. Böylece bas, davulun gürültüsünü aşabilen ve kayıt bandında yerini koruyan bir çalgı oldu.
1960’ta Fender Jazz Bass geldi; daha ince bir sap ve iki manyetik. Aynı dönemde Hofner’ın kemanı andıran gövdesi, Rickenbacker’ın parlak tonu farklı üsluplara zemin hazırladı. Bugün duyduğumuz üslupların çoğu bu üç çalgının etrafında biçimlendi.
Derslerimizde çalgının bu geçmişi teknik çalışmanın içinde anlatılır; bir tonun nereden geldiğini bilmek, kursiyerin kendi sesini ararken elini güçlendirir.